Isparta

Isparta'yı işgal edemediler

Isparta Tarih Kültür Araştırma Derneği Başkanı Bekir Manav, Isparta'nın işgal görmemiş bir şehir olmadığını, işgal edilmek istenmiş fakat işgal edilememiş bir şehir olduğunu söyledi.

Abone Ol

Ne yazık ki yakın tarihimizin bazı önemli sayfaları nesillere yeterince aktarılamamıştır diyen Manav açıklamasında; "Milli Mücadele yıllarında Isparta halkının gösterdiği kararlılık, vatan sevgisi ve direniş ruhu uzun yıllar gölgede kalmıştır. Ben de 1990'lı yıllarda ilkokul sıralarında öğretmenlerimizden, Isparta'nın işgal görmediğini, bu yüzden Milli Mücadele'de önemli bir rol üstlenmediğini öğrenmiş ve bu bilgiyi yıllarca doğru kabul etmiştim.
Oysa tarih, yalnızca şehirlerin işgal edilip edilmemesine bakılarak okunamaz. Tarihin arka planına, dönemin şartlarına ve toplumların ortaya koyduğu iradeye baktığımızda bambaşka bir tabloyla karşılaşırız.
Bugün Isparta'nın yakın tarihini yeniden okumaya ve genç nesillere doğru şekilde anlatmaya ihtiyacımız vardır. Çünkü bir millet, yalnızca büyük savaşlarını değil, o savaşlara giden yolda gösterdiği iradeyi ve direnişi de hatırladığı sürece güçlü kalabilir.
Osmanlı devleti 1918 Mondros ile yıkılmış ve İtilaf Devletleri çakalların üşüşmesi gibi paylarına saldırmış birbirleriyle de didişmişlerdi.
Tarihte yumuşak işgâl olarak adlandırılan İtalyan işgalinden Antalya, Burdur ve Isparta payını alacaktı.
Özür dilerim ben de “yumuşak işgâl” deyimini kullandım. Zira işgâlin yumuşağı olmaz. Sövmenin yumuşağı, zulmün yumuşağının olmadığı gibi.
Ama bize yumuşak işgal dediler, diğer devletlerden destek alamadıkları için temkinli hareket edemediler, ölümden ve halkın direnişinden korktular fırsat bulamadılar, destek bulamadılar yerine yumuşak işgâl dediler. Düşmanın yumuşağı olmaz. 1000 yıllık şehitlerin kanlarıyla sulanmış topraklar, çilelerle ekilen topraklara ilk kez gelenler masa tenisi oynamaya gelmemişlerdi ki zulümleri yumuşak olsun.
İtalyanlar İngiltere ve Fransa’yla güney bölgelerini kendilerine bırakılmak suretiyle gizli antlaşma yaptılar. Sonra ortamını kolladılar. Antalya’da bir telgraf istasyonu kurdular. Mamur edeceğiz, okul, hastaneler yapacağız diye rahipleri gönderdiler. Limanda esnafları ağırladılar ve onlara iyi davrandıklarına dair kağıtlar imzalattılar. Halbu ki kağıtlar da Antalya halkının İtalyanları işgale davet ettikleri yazılıydı.
Antalya’dan hareket eden posta arabası soygunu ve Hristiyan mahallesinde bir barut kutusu infilak edince, İtalyan temsilciler Antalya valisine okuldaki rahibeler çok korktuğu için 10 kişilik bir askeri birliği karaya çıkaracaklarını söyledi. Vali Türk kuvvetleriyle rahibeleri koruyacağını söylemesine rağmen İtalyan temsilcinin ısrarıyla karşı çıkamadı. 28.Mart.1919 da 10 değil 300 silahlı asker Antalya’ya girdi. (Anlaşılsın diye söylemekte fayda var, ordusu olmayan Dünya savaşından yenik çıkmış, ağır şartlarda teslim olmuş bir devletten bahsediyoruz.)
İtalyanlar şu beyannameyi yayınladılar: “Antalya halkının can ve mal güvenliği tehlike altındadır. Son günlerde ciddi asayiş olayları meydana gelmiş, ölen ve yaralananlar olmuştur. Hapishaneden kaçan kişiler ve dışarıdan gelen zararlı kimseler çeşitli kötülükler yapmaktadır. Dün İzmir ile İstanbul arasında gidip gelen posta soyulmuştur. Bugün sabah da şehir merkezinde büyük bir bomba patlatılmıştır.
Antalya halkının başvurusu üzerine, İtalya Devleti'nin deniz askerlerinden bir kısmı, İtilaf Devletleri adına, yerel memurlar ve polis teşkilatına yardım ederek genel güvenliği sağlamak amacıyla bugün Antalya'yı işgal etmektedir.
Hangi milletten olursa olsun iyi niyetli insanların korunacağını bildiriyoruz. Sert askerî tedbirler almak zorunda kalmayacağımızı ümit ediyoruz.”
Halbuki patlayan bombayı bile İtalyanlar bahane için kendileri patlatmıştı. Amaç zaten belliydi. 300 olan sayı sonra 600’e çıktı, ordugah kuruldu, silah ve cephanelikler ambarlar kontrol altına alındı.
İtalyanlar Bucak Bademağacı’nda bulunan mühimmat deposunu işgal ettiler. Ancak bu haberi önceden alan Miralay Şefik Melli’den Bucak’tan gönüllü köylülerle mühimmatı 1 gece’de Çeltikçi’ye taşıdılar.
İtalyanlar bölgeyi bilmedikleri için keşif gezileri yapıyorlar halka sempatik görünmek için maddi yardımda bulunuyorlardı. Halkın desteğini almaya çalışıyorlardı ve lehlerine imza topluyorlardı.
Isparta’da İtalyan işgallerine karşı 20 Haziran 1919’da miting düzenlendi. 8 bin kişilik coşkulu bir kalabalık toplanmıştı. Mitingde halk eline ne bulduysa tüfek, bıçak, kama hepsini getirmişti. Hükümet meydanına Ulu Cami’den kürsü getirdiler. Kürsünün etrafında siyah bayraklar vardı. Çünkü yastaydık.
Tekbirler altında Hafız İbrahim cihad çağrısı yaptı, yeminler edildi.
21 Haziran 1919’da, 30 Mart’ta ölüm yıl dönümünde 20 kişiyle andığımız Hafız İbrahim Demiralay bir bildiri yayınlayarak, eli silah tutan herkesi vatanı savunmaya davet etti.
Isparta Valisi (mutasarrıf) Talat Bey, dün, 30 Mayıs’da 12 kişiyle kabrini ziyaret ettiğimiz Belediye Reisi Süldürzade Mehmet Nadir Efendi, Hafız İbrahim uzun bir toplantı yaptılar.
Neticede: Ispartalıların dinine ve namuslarına sıkıca sarıldığı, asla bir boyunduruk altına girmeyecekleri, gerekirse canları pahasına Isparta’yı savunacakları ve milli mücadelenin kesintisiz, şartsız sürdürülmesi kararını aldılar.
24 Haziran 1919’da Mustafa Kemal Paşa Ispartalıların bu mitingiyle beraber bir telgraf gönderir ve işagale karşı direnilmesini ister.
İtalyanlar 28 Haziran 1919’da Burdur’u işgal ederler. 15 Ağustos 1919 tarihinde Isparta’ya hareket ederler. Isparta’nın olası işgaline karşı hamle yapmaya hazır mücahitleri vardır. Halk ve gönüllüler İtalyan birliklerinin etrafını sararlar. İtalyanlar mahalli tepkiyi ve kararlılığı görünce 16 Ağustos 1919’da şehri terkederler. (Kaynak soranlar için: Isparta İl Yıllığı 1983 Sayfa:34)
Tabi bu durum İtalyanları caydırmamıştır. 1919 yılı Ekimi’nde 168 süvariyle , arkasından da 2 taburla geleceği istihbaratını Hafız İbrahim alır.
Bunun üzerine Isparta Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Hafız İbrahim, Yüzbaşı Tahsin, Yüzbaşı Mustafa ve Hacı Hüsnü ivedi toplantı yaparlar ve şehri teslim etmeyecekleri direniş gösterecekleri hususunda ortak karar alırlar.
İtalyan generalin (burada generalin adına rütbesine takılanlar Hafız İbrahim’in hatıratını okuyabilirler) yolu kesilir ve İtalyanların silahları ellerinden alınır. Generalin Talat Bey ile (Vali) yanında iki silahsız askerle görüşmesini sağlarken Talat Bey’e generalin 1 saate şehri terketmemesi durumunda vurulacakları hususunda tebliğde bulunulur.
İtalyan general geldiği gibi Ispartayı terkeder.
Hafız İbrahim’e bu ağır tepkinin sebebi sorulur. Hafız; “Ecdadının bıçakla aldığı Isparta’yı kılıcıyla koruyacağını söyler.
İtalyanlar ara ara yine yoklama çektiler. Isparta’yı tekrar işgal etmek istediler. Ama Antalyadaki planları burada tutmadı.
Burdur Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti aracılığıyla Isparta’da ticaret yapmak için izin istediler. Ticaret için zaten dar ekonomide izin verilmiştir.
Ama gelen İtalyan 28 Ekim 1919 da yanında birkaç subay ve tercümanla gelince sorguya çekildi. İtalyan gerçek durumu anlatmak zorunda kaldı. Bunun üzerine dışarıdan silahlar patlatılmış ve İtalyanlara halkın galeyana geldiği ayaklandığı söylenerek korkutulmuş ve uzaklaştırılmıştır. İtalyanlar bir daha gelmemek üzere defolup gitmişlerdir.
Yani Isparta işgal edilmemiş bir şehir değil, defaatle işgal girişiminde bulunulmuş ama Hafız İbrahim, Ispartalı Mücahitler ve halkın direnişiyle işgal edilememiş bir şehirdir.
Keşke bunu çocuklarımıza anlatabilseydik.