Bir zamanlar Isparta’nın kalbinde, sessizce dua edenlerin nefesiyle, batıl davranışlarla mum ışıklarıyla, kendi kalplerindeki hürmetle yaşatılan bir türbeydi bu mekân.
Karataş Sultan Türbesi.
Kimin yattığı bilinmese de, oraya her gelenler manevi havasından etkilenirdi ya da öyle hissetmek isterdi. Sonuçta Ispartalının kültürel mirasıydı türbeler.
Karataş Sultan türbesi Isparta’da yakın zamana kadar çok bilinen ziyaret edilen hürmet edilen bir ziyaretgâh konumundaydı.
Bugünkü Ulu Cami’nin güney batısında Gülhan Sokağın’dan Ulu Cami’ye çıkan dar sokağın solunda dönemde arık kenarında sessizce tarihe tanıklık etmiş bir mezardı.
Mezarda yatan şahsın Isparta’nın meşhur yedi şehitlerden birisi olduğu halk arasında öteden beri rivâyet edilen bir hususdur. Bu türbe günümüzde mevcut değildir, o manevi nefesin yankısı bile kayboldu; taşları söküldü, toprağı unutturuldu, adı sadece bir kaç hatırada kaldı.
Çoğu türbe, mezar ve eser de olduğu gibi burası da tarihin tozlu sayfalarında unutuldu.
Konya Vilâyet yıllıklarında Hamid Sancağı bahsinde Isparta’nın tanıtımını yaparken şehrin önemli türbeleri, dini mekânları da bahsedilir. İşte bu salnâmelerde Karataş Sultan’ın şehir merkezinde medfun olduğu yazılıdır. Yâni Isparta’da çok ziyaretçi alan, tanınan, meşhur bir türbe olduğunu bu yıllıkların ilk sayfalarındaki sayılan Hızır Abdal, Piri Halife, Halife Sultan gibi isimlerin yanında Karataş Sultan’dan bahsetmesiyle anlıyoruz.
Bu esrarlı türbede bazı gecelerde ahaliden kimselerin mum yaktığı dışında bir bilgiye sahip değiliz. Karataş adının kişi adından ziyâde mahlas olarak kullanıldığını düşünebiliriz.
Bir şehir, sadece binalarıyla değil, dualardan örülmüş hatıralarıyla da yaşar. Karataş Sultan’ın türbesi, Isparta’nın manevi haritasındaki bir yıldızdı.
O yıldız şimdi sönmüş gibi görünüyor. Fakat asıl sönüş, taşların değil, hatıraların unutulmasıdır. Her yeni bina, her yeni yol, biraz da geçmişin üstüne dökülen betondur bazen.
İnsanın Isparta’yı yönetmiş, yöneten ve yöneteceklere sitem edesi geliyor.
"Şehirler, ruhlarını bu tür mekânlardan alır. Bâzen bir türbe, bir ulu çınar, bir çeşme bir dua kadar derin bir hafızadır. Karataş Sultan’ın adı silinmiş olabilir, ama asıl kayıp onun kim olduğu değil, bizim kim olduğumuzu unutmamızdır.
Çünkü bir toplum, tarihi değerlerine sırt çevirdiği gün, kendi geçmişine, kendi ruhuna mezar kazmaya başlamıştır.
Özellikle yedişehitlerin kaybolmak üzere olan mezarlarına sahip çıkalım, Hüseyin Baş Dede’nin üzerine ev yıkılmasın. Eğer böyle bir şey olursa o enkaz türbeye değil, Isparta’nın başına düşmüş gibi acı çeker tarihimiz."
Bekir MANAV – 11.11.2025 ISPARTA






